SM 10 - Eski kabadayı hikayelerinden...

çok değil birkaç saat önce yemek yedim ama gene de doymuyorum. ve bu sefer keklerle geçiştirdiğim bir öğün de değildi bu. vallahi billahi oturup ocaklı, baharatlı bir ev yemeği yaptım kendime, size fotoğraflarla kanıtlayabilmek isterdim ama şu an içinde bulunduğumuz ortam bu teknolojiye izin vermiyor.
yiyorum yiyorum kilo alıyorum karakterlerinden biri olduğum için, şu an tekrar yeme isteğimi nasıl da özveriyle bastırmaya çalıştığımı kolayca anlarsınız. ayrıca düğüne de az kaldığı için bazı şeylere dikkat etmem gerekiyor ki, o aldığım sade düğün elbisemin içine girebileyim. çünkü inanın, şermin'in güllü dallı elbiselerinden birine kalmak, bu dünyada cehennemin diğer adı.
samet'in bağırışları geliyor kulağıma gene. okul çıkışı mahalle maçına başlanmış. camım açık çünkü bu aralar ankara sıcaklık seviyesini zorlamaya başladı. perdem dışarı uçuyor. nazife teyze görse çok kızar, on defa söyledi, perdeler bir ev hanımının kimliğidir, o perde sakız gibi duracak ki her zaman alnın açık, yüzün ak olsun. yani bunu bir namus meselesi haline getirmeyi tabii ki de saçma buluyorum ben bildiğiniz gibi. ama n'olursa olsun nazife teyze bu lafları söylerken önüme bakıp kafa sallamaktan başka bir eylemim olduğu söylenemez. camın dışında uçuşan perde görüntüsünü hep sevdim, hep seveceğim.
gol attı sametler. tanıdık bir ses duyuyorum şimdi. samet'in yüksek oktavdan bağırışı:
- "osman abi! hadi osman abi sen de vur şu topa, delikanlı nasıl top oynarmış görsün bu bebeler!"
- "ben hiç girmeyeyim samet, üzülürsünüz sonra."
- "gir be abim, üzülsün bunlar. deli ettiler zaten, devamlı kuralsız oynuyorlar, yapmadıkları faul kalmadı."
- "sen kurallı oynuyor musun gerçekten?"
- "yapma be osman abii... ne zaman işi raconuna uygun yapmadığımızı gördün, ben her şeyi kuralına göre oynarım."
- "büyük lokma ye, büyük laf etme samet. eğer tek bir yanlışını yakalarsam o zaman fena yakarım canını."
o anda yukarı bakıyor ve camdan yarı beline kadar sarkmış olan ben, gerekli çevikliği gösterip içeri kaçamıyorum. kitlenip kalıyorum. dudağının kenarından bir gülüş fırlatıyor bana. sonra da ağır ağır yürümeye başlıyor. hala yarı belime kadar sarkığım çünkü n'apacağımı bilemiyorum. biraz daha böyle durmalıyım ki, sanki çocukları izliyormuşum da, osman gelmeden önce de oradaymışım, onun gitmesi de önemli değilmiş, zaten izlemeye devam edecekmişim izlenimini verebileyim.
bu konuda neden bu kadar tutuk olduğumu anlayamıyorum. yani evet şunu biliyoruz, osman hiçbir zaman benim kocam olmayacak ve bana sırılsıklam aşık gezmeyecek. yine de bu kadar büyük bir günah işliyormuşum gibi, içinde bulunduğum durumu dışarıya karşı inkar etmemin yanında, kendime karşı da inkar ediyor olmam şaşırtıyor beni.dışarı karşı inkar derken, dışarıdan kastımız şermin olunca, iş daha da garipleşiyor. bu kız benim canım, dostum. neden böyle bir meseleyi ondan bile saklama gereği duyuyorum? evet osman beni sevmeyecek. yani n'olmuş?
büyük meseleler değil bunlar. daha önce de sevildik, reddedildik. hayır gerekirse sesimi çıkarmam, gizli kalır. neyse ne.

aa akşam şermin bana gelecek ve film izleyeceğiz. bakkala gidip film matinesi abur cubur stoğunu doldurmalıyım. aşk filmi seçtim bugün için çünkü iki kız bir araya geldi mi daha fazlası paklamıyor. felsefik sanat filmlerini kendime başıma olduğum zamanlara saklıyorum. işin eğlencesi yılışık aşk filmleri izlemekle çıkıyor bazen. bugün de o günlerden biri olacak ve gene başroldeki kadının yerine koyup kendimizi, uçup gideceğiz. benim hikayeme uyarlayabildiğim pek film yok. belki eski türk filmleri... belki eski kabadayı hikayeleri... 

0 yorum:

Yorum Gönder

 

Instagram

Twitter Updates

Meet The Author

çince ve benim adım yanyana geçmeli bunu bilin. dil ve tarih coğrafya fakültesi'nden mezunum, yani gayet siyasi bir kişiliğim de var, bunu da bilin. küçüklüğümden beri şehir şehir gezerim, bilin. birçok alana el atmış durumdayım, her şeyden biraz tadarım, ney de üflerim, piyano da çalarım, bunları da bilin. ha bak bilgiye inanırım. bilmeye inanırım. hayatın çekilirliğini bilmede ararım. hep beraber bilelim. bilgi karın doyurmasa da kalbi doyurur diyelim. www.pinaraltay.com