SM 9 - Şermin'in istisnaları ilelebet müdafaa edilecektir.

saadet evleniyor bu yüzden mahallede bir süredir bir telaş var. bize n'oluyor, evlenen düşünsün düşüncesine bir kez girmeye kalktım, yanımda kadınlarca illallah diyene kadar yıpratıldım. uzun uzadıya bana nedenler söylediler, açıklamalar yaptılar. nihayetinde anladım ki saadet'in evlenmesi milli olay. sorgulamadan kabul edip, telaşa ortak olmayı daha uygun buldum. aksi sakıncalı.

damat uzak yerden değil. iki alt mahalleden. mahalle abilerince de tanınan ve sevilen bir çocuk. dolayısıyla saadet'i istemeye geldiklerinde tüm mahalleden istediler. biz de tüm mahalle olarak kızı verdik. halbuki bize ne? tamam ben hiçbir şey demiyorum.

isteme günü de ayrı bir olaydı. kıyafet işi biraz abartılmış. gereğinden fazla bir şaşaa vardı ortamda ama ben gene bu düşüncemi kendime sakladım tabii. özellikle şermin'in çenesini o saatte hiç çekemezdim. fazla beklenti içine girmeyeceksin ama. buralarda böyle. üstüne eşek yüküyle para verseler giymeyeceğim kıyafetler en basit altın günlerinde giyiliyor ki, bu tür sıradan etkinlikleri bir kenara bırakırsak, düğünlerde bile genellikle benim kıyafetimin sönüklüğü konuşulur. oralara bile istenilen abartıya ulaşıp gidemedim hiç. olsun beni bu şekilde aralarına aldıklarından, rahatım.

neyse, kısacası saadet evlendiği için hepimiz evleniyoruz ve benim okuldan geldikten sonraki saatlerim, eğer çalışmam gerekmiyorsa, mahallenin bilumum kızlarıyla birlikte saadet'in odasında geçiyor. şermin'le saadet çocukluk arkadaşı. ben de şermin'in kontenjanından ortama dahil olunca, akşama kadar kısıtlı mali güçle neler yapabileceğimizin planını yapıyoruz. düğün mahallede olacak tabii ki. salon kiralama fikrinden, para gitmesin diye vazgeçildi. salona verilen parayı yemek bütçesine eklemeye karar verdik. kısacası o gün bize daha çok yemek yapmak düşüyor. ben belki uzakta dururum durabildiğim kadar.

yemek organizasyonu nazife teyze önderliğinde gerçekleşecek. elini sürmez hiçbir şeye ama komutları o verecek. yapılacak yemekten, sunuma ve sıraya kadar o karar verecek. gergin bekleyişim sürüyor. çünkü mahallede nazife teyze'nin sözünden dışarı çıkmaya çalışacak hanımlar da var. o zaman ortamın güllük gülüstanlık olmayacağını tahmin etmek güç değil.

- kızlaaaaaaaaaar çay koyayım mı?

- yok gül teyze içmeyelim artık.

- neden öyle diyorsun şermin, ben içerdim. nerede buluyorum böyle çayı başka?

- oha sezgin kaçıncı bardağın bu? kızım çay komasından ölüp gideceksin düğünü göremeden. bu düğüne katılman lazım, senin de emeğin var. ben sonra gene çay yaparım sana.

- senin çayının gül teyze'nin çayıyla aynı olmadığını biliyoruz şermin. hatta benim çayımın senin çayından daha güzel olduğunu da biliyoruz. o yüzden, eğer burada çay içmemi engelliyorsan, çok sağ ol, senin çayını da almayayım, ben kendi evimde kendi çayımı demler içerim.

- kızım sana üniversitede ne öğretiyorlar? küçücük olaydan bu kadar büyük mesele çıkarmayı nasıl başarıyorsun? altı üstü bir çay içme dedim, annene küfretmişim gibi konuşuyorsun.

- çayıma karışma şermin.

- iyi sezgin.

şurada üç kuruşluk bir zevkim var. saadet'in oda toplantılarına katlanma nedenim gül teyze'nin çayı. onu da kendi kafalarına göre engellemeye çalışıyorlar. yoksa benim ne işim olacak düğünle dernekle. evlilik düşüncesi bile saçma. ha benim şu kurduğum cümle bu mahalleden atılmam için yeterli bir sebep ama kendi kendine konuşmak da yasak değil ya. çaysız kafayla istediğimi konuşurum.

- peki kim kimin yanına oturacak?

- bence osman abi'yi, ahmet'lerden uzağa oturtalım. şimdi ahmet'ler abuk sabuk hareketler yaparlarsa osman abi rahatsız olmasın, boşuna gerginlik olur.

- osman abi'yi bence bizim masaya yakın bir yere oturtalım.

- niye şermin?

- bilmem belki bizim masada osman abi'ye yakın oturmak isteyen birileri çıkabilir.

o esnada incelediğim halı desenlerinden kafamı kaldırıp yüzümde alık bir ifadeye şermin'e bakıyorum ve o içinde yüzbinlerce ima barındıran gözleriyle karşı karşıya kalıyorum. soğuk terler dökmenin tam zamanı çünkü şermin'in bu saçma teorisinin bir şekilde diğer kızlara da bulaşması benim ölümüm olur. mahalle içinde ne kadar çok kişi bu konuyu konuşursa, osman'ın kulağına bunun gitmesi de en az on kat hızlanır. gene kafamı indirip halıya bakmaya başlıyorum ve tek duam diğer kızların şermin'le bakışmamızı görmemesi.

- kim isteyecek kızım? şşşt, sen bir şeyler mi biliyorsun şermin?

- ya yok bee, osman abi mahallenin en delikanlı adamı. tabii ki bekar kızlar masasına yakın oturmasını o masadaki her kız isteyecek. bizim mahalledeki ve diğer mahalledeki aç kurtların bizim masaya dadanması böylelikle engellenmiş olur.

- tamam o zaman ben annemlere söylerim, iki masa yan yana ayarlansın. dediğin doğru.

şermin ilk defa hayatında zekasını kullandı ve beni büyük beladan kurtardı. şu an olayın sıcaklığıyla şermin'e minnet duyduğum inkar edilemez ama baştan muhabbeti bu noktaya getirenin de şermin olduğu aklımın köşesinde duruyor. bunun cezası çok fena kesilecek. artık iyi bir dayak atmanın vakti geldi. şiddete karşıyız evet ama mesele şermin olduğunda her prensibin bir istisnası vardır.

0 yorum:

Yorum Gönder

 

Instagram

Twitter Updates

Meet The Author

çince ve benim adım yanyana geçmeli bunu bilin. dil ve tarih coğrafya fakültesi'nden mezunum, yani gayet siyasi bir kişiliğim de var, bunu da bilin. küçüklüğümden beri şehir şehir gezerim, bilin. birçok alana el atmış durumdayım, her şeyden biraz tadarım, ney de üflerim, piyano da çalarım, bunları da bilin. ha bak bilgiye inanırım. bilmeye inanırım. hayatın çekilirliğini bilmede ararım. hep beraber bilelim. bilgi karın doyurmasa da kalbi doyurur diyelim. www.pinaraltay.com