Bu makineler şimdi benim çocuklarıma mı kalacak?..


Aslında bu olay yaşanalı bayağı oluyor ama siz yoğun iş hayatıma verin bu gecikmeyi. 
Biliyorsunuz zaten eski şeylere özellikle de fotoğraflara olan zaafımı, e o yüzden de bir şekilde tahmin etmeniz gerekirdi benim eninde sonunda eski makinelere saracağımı. Yukarıda görmüş olduğunuz (bir de şu an göremediğiniz polaroid var) makineler de benim ilk eski makinelerim oldu. İkisini de ben almadım aslında. Sağdaki Lubitel üniversite arkadaşlarımın birleşerek aldıkları bir doğum günü hediyesiydi. Doğum günümde okul kapalı olduğu için ve herkes memleket semalarında gezindiği için elime biraz geç ulaşmıştı. Olsun, geç olsun, güç olmasın.
İkincisi de babamın bana diğer makineden habersiz olarak aynı anda aldığı bir 1910 yapımı körüklü fotoğraf makinesi. Satın aldığı yerde çalışır durumda olduğunu ve piyasada satılan bilmemne filmlerinin buna uyumlu olduğunu söylemişler, dolayısıyla mutluyduk yani biz ailecek.

Benim elime bu makineler geçtiğinde nasıl bir tepki verdiğimi artık bi zahmet düşünün.

Neyse bunlar bütün yaz işte elimden düşmedi ama filmsiz oldukları için öyle sadece bir inceleme, karıştırma dönemiydi bu. Ankara'da eski film satan adresleri de aldım, bekledim buraya gelmeyi. En sonunda okullar açılınca ben de gittim filmleri almaya. İlk önce bizim körüklüyü çıkardım masaya. Zaten fotoğrafçıda da 70 yaşlarında bir amca ilgilendi benle eski makine diyince. Adam körüklüyü görünce "Oooo, bu tam koleksiyonluk parça" dedi. "Şey benim elimde bu filmler var, bunun içine oluyormuş" dememle birlikte "Hayır canım, bunun filmleri artık hiç yok ve senin elindekiler de buna asla uymaz"ı yapıştırdı. Gözlerim dolu dolu ben "Ama bizim aldığımız yerde bana olacağını söylemişlerdi" dedim. "Onlar makinelerin mekanizmalarını bilmedikleri için öyle şeyler söylerler ama bak..." diyip başladı makineyi sökmeye ama görmeniz lazım... Şak şak şak orayı açıyor, burayı çıkarıyor, sanki evinde kullandığı 50 senelik makine. Gösterdi bana filmin yerine oturmayacağını falan tamam dedim artık ne diyeyim, sen bunu vitrinine koy dedi, geri verdi bana. Ama amca benim vitrinim yok ve ilerki evimde de hiç olmayacak diyemedim, neyse.
 

Bunun üzerine çıkardım Polaroid'i masaya. Adam gördüğü gibi "üzgünüm bunların filmleri artık üretilmiyor" diyip kestirip attı, "ama nasıl, hiçbir yerde mi yok" diyince acıyıp "sana bir adres vereyim, git oraya bak ama sanmıyorum" dedi. Ona da tamam. Zaten orada da bulamadım.

Son olarak Lubitel'i koydum önüne. "Hah buna bu filmleri takabilirim işte" dedi. Bende tabii bir mutluluk manyaklar gibi, yine şak şak taktı filmi, nasıl kullanmam gerektiğini de gösterdi, sokağa fırladığım gibi bir yerleri çekmeye çalıştım zaten, çoğu bulanık çıkacak diye bekliyorum. İçindeki çekim sayısı daha bitmedi, dolayısıyla tarayıp buraya koyabilecek derecede fotoğraflar elde edebilirsem şayet, bir süre sonra sizinle de paylaşacağım...


Sonuç olarak iki makine elimde patladı. Hadi Polaroid'i ucuza kapamıştım ama diğer körüklü birazcık girdi bize. Neyse gözünü sevdiğimin vitrininde sergilenecek o! Böyle bir durum yaşandı yani.

0 yorum:

Yorum Gönder

 

Instagram

Twitter Updates

Meet The Author

çince ve benim adım yanyana geçmeli bunu bilin. dil ve tarih coğrafya fakültesi'nden mezunum, yani gayet siyasi bir kişiliğim de var, bunu da bilin. küçüklüğümden beri şehir şehir gezerim, bilin. birçok alana el atmış durumdayım, her şeyden biraz tadarım, ney de üflerim, piyano da çalarım, bunları da bilin. ha bak bilgiye inanırım. bilmeye inanırım. hayatın çekilirliğini bilmede ararım. hep beraber bilelim. bilgi karın doyurmasa da kalbi doyurur diyelim. www.pinaraltay.com